Bundan yıllar yıllar önce (1995) Amerikalı bir arkadaşıma (o zamanlar elbette bekarım O'nun ise iki küçük çocuğu vardı) eşinin doğum gününde kendisine ne aldığını sormuştum. "Bana 24 saat hediye etti. Tüm gün benim oldu, sabah kalkınca çocukları alıp göl evine gittiler ben de ertesi güne kadar kendi kendimle vakit geçirdim" dedi. İçimden yahuu bu ne biçim bir hediyedir. Alsana bir kolye, saat, parfüm falan bi yemeğe çıkart karını. Bu yabancı milleti bi hoş oluyor demiştim. Şu anda durumumu tahmin edersiniz. Ben 12 saate bile razıyım. Ne altın kolye ne en pahalı parfüm. Ben zaten hepsini sosyete pazarından kendim hallediyorum. Sadece bir (1) gün istiyorum. İşte ideal anneler günü hediyem...
Sabah kızlarımın kalktığı saatte kalkıp onları doyurmaya razıyım. hatta kahvaltı sofrasını bile toplamaya razıyım. Doyurayım giydireyim, sonra ben çıkayım (bizim göl evimiz yok, olsa bile eşimi iki kızla göl evinde bir gün geçirdikten sonra deli evine göndermek sorunda kalabiliriz. Mantıklı davranmakta fayda var)
Herhalde sabah 9.30 gibi çıkmış olurum. Yürüyeyim, koşabilirim mesela spor maksatlı yada sadece ilkbahar havasını içime çeke çeke uzun bir yürüyüş yapayım. Sonra bir kitapçıya gideyim. Uuuzzzzuuuuun uuzzzzuuuuuuuun kitapları inceliyeyim. İki saat, hatta iki buçuk saat belki de yarım saat bilmiyorum. Sonra kitapçıdan çıkıp saatin durumuna göre vitrin bakayım, bütün ayakkabıları deniyeyim bütün kotları mayoları falan. İyice acıkmış olayım, o an canım ne istiyorsa, güzel bol soğanlı bir döner mi olur, kocaman bir zararlı burger menü mü olur, tavuk mu olur balık ne varsa yavaş yavaş çevreme baka baka kendimle dedikodu yapa yapa (anam şu kıza bak koca totosuna bakmadan giymiş daracık kotu diyeyim veya ıııyy şu adam şu kadını nasıl almış arkadaşım yaaa diyeyim) o sırada masada ne varsa sileyim süpüreyim. Tekrar kendimi vurayım vitrinlere bu sefer parfümlere bakarım, kendime makyaj bile yaptırırım. Çöp bile almama gerek yok. Bakarak da tatmin olurum ben. Kahve zamanı gelmişse şöyle güzel, yumuşak, lezzetli, boğazından aşağıya sonbaharda dalından kopup yere düşen yaprak misali inen büyük bir kahveyi limonlu chesscake ile bitireyim. O sırada şu sıralar hangi komedi dergileri var bilmiyorum hangisi olursa bir yandan da dergiye güleyim.
Artık akşam üstü olmuşsa, karanlık bastırmışsa romantik komedi bir film bulup, eşimi de (anneler günü olması münasebetiyle bu filme gelmeye ikna ederek) alıp filmimizi seyredelim. Filmden çıkalım. Gece olduğu için sokak köftecisi bulup tükrük köftesi yiyelim. Beykoz işkembecisi de olur, uludağ iskender de olur.
Gece 12 de bu hediyeyi kutusuyla birlikte yüzümde kocaman bir gülümsemeyle yatağımın altına koyayım. Başka da bir şeycik istemem.
Neyse rüya bitti düşündüm de bari bütün gün boyunca yemek yapmayayım ve ev ahalisinin ne yemesi gerektiğine ben karar vermiyeyim ona bile razıyım.
Hepimizin anneler günü kutlu olsun. Anneler gününde tavuk yapmaya karar verdim :( hem pratik hem de herkes seviyor.